Dikkat Dağınıklığı Eksikliği Hiperaktivite Disleksiye Eğlenceli Çözüm

Dehb’e Bakış Açıları

Nasıl baktığımızın bir önemi var mı?

Devlet okullarında 16 sene öğretmenlik yaptım. Öğrencilerimden birçoğunun dikkat sorunu vardı. Öğretmenliğe başladığımda DEHB terimi henüz yoktu; biz Minimal Beyin Bozukluğu derdik. Dikkatlerinin neden kolayca dağıldığı hakkında hiçbir fikrimiz yoktu. Ama bizi deli ettikleri kesindi.

Yüksek lisans yapmış olmama rağmen, ister yetişkin olsun ister çocuk, bu öğrencilere yardımcı olacak ne bilgim ne de imkânım vardı. Üniversitedeki profesörlerime gidip ne yapmam gerektiğini sordum. Onların da aklı karışmıştı. Birçoğu 30 yıldır bir sınıfa bile girmemişlerdi. O yüzden ben de güzelim eski yöntemlere başvurdum: öğrenciyi masama yaklaştırdım, ders programını kişiselleştirdim (KDP), davranış programı, ödül programı belirledim ve ebeveynlerle iletişim kurdum. Bu yöntemler günümüzde hâlâ kullanılıyor. Temel olarak, ortamı değiştiriyoruz. Çocuğu veya yetişkini yeniden eğitmiyoruz. Başka bir deyişle, baş etme veya düşünme becerileri öğretmiyoruz, sadece içinde bulundukları ortamı onlar için daha yaşanabilir hâle getiriyoruz.

Bütün çocukların yaklaşık %60-%70’i bütün DEHB sorunlarını yetişkinliğe taşıyacaklar. Araştırmalara göre yetişkin bireyler olarak madde kullanımı, obezite, nefes darlığı, trafik kazası, boşanma ve daha az para kazanma ihtimalleri akranlarına nazaran daha yüksek olacak. Bu hem tıbbi ve toplum olarak DEHB’i tedavi ediş şeklimiz hem de eğitim sistemimiz konusunda gerçekten üzücü. Şu an uyguladıklarımız işe yaramıyor.

Bir sonraki mantıklı soru, “Sistem neden başarısız?”

Öğretmenler, öğrencileriyle karşı karşıyalar ve ilk tanıdan onlar sorumlular. Yasal olarak bir tanı koyamasalar da, ailelere çocuklarını bir doktora götürmelerini önerebilirler. Genelde 20 dakikalık bir kontrolle tanı yapılır.

Bazen doktor değerlendirme sonuçlarını aileye ve öğretmene gönderecek kadar bilinçli olabilir. Bu listeler (genelde Conners veya Vanderbilt ölçekleridir) semptomların sıklığını ve şiddetini değerlendirmek içindir. Bazen bu önce de sonra da doldurulur, ama genelde ilaçlı tedavi sonrası, ilacın etkilerini ve dozajı belirlemek için kullanılır.

En çarpıcı soru genelde sorulmaz: Neden altta yatan sebepleri tedavi etmiyoruz da semptomları ediyoruz? Eğer bacağım acıdığı için doktora gittiysem, doktor bana ağrı kesici verip beni yollamaz. Onun yerine bana neler yaptığımı sorar. “Son günler koştun mu? Bacağını yordun mu?”

Ben de ona aerobik için düzenli ip atlamaya başladığımı söylerim. Bacağımı muayene eder.

“Bir şey hissedemediğim için bir X-Ray çektirmeni istiyorum.” der. X-Ray filminde kaval kemiğimde stres kırığı görünür. “Kaval kemiğinde bir stres kırığı var. Acının nedeni bu. Bir süreliğine ip atlamayı bırakman gerek.”

Çocuk doktorları ve ebeveynler yanlış soruyu soruyorlar: “Semptomları nasıl kontrol ederiz?” Bu, doktorun bacağımdaki acıyı bilip bana birkaç tane aspirin verip yollamasıyla eşdeğer. Sorunun kökünün yakınından bile geçmiyor.

Soru şu olmalı: “Çocukta gördüğümüz sorunların kaynağı ne?”

Bir boşanmanın ortasında mısınız? Çocuğunuz yeteri kadar egzersiz yapıyor mu? İşitme, görme veya diğer sağlık sorunları için tam check-up yaptırdı mı? Ebeveynlerden biri depresyonda mı? Ailede şiddet var mı? Yakın geçmişte aile fertlerinden biri vefat etti mi? Duyularda algı sorunu görüyor muyuz? Sorunun köküne inmek için daha bir sürü güzel soru sorulabilir, hepsini burada sıralamak imkânsız ve bu değerlendirme ölçekleri aile geçmişini veya stres şartlarını hiç sormuyor. Maalesef, şu an DEHB tanısı ve tedavisinde kullanılan yöntemlerle önemli olabilecek hiçbir geçmiş bilgisi edinilmiyor.

Toplum, hatta tıbben de, bu gibi sorulara aldırış etmeme eğilimdeyiz, çünkü DEHB’nin genetik olduğuna dair bir algımız var. Araştırmalara göre genler rol oynuyor olabilirler, ama bu henüz ispatlanmış değil. Genetiğe bağlı olsa bile, çok mühim soruları göz ardı etmemizi haklı çıkarır mı? Cevap kocaman bir HAYIR!

Genler varlığımızın ne başı ne sonu. Size güzel bir örnek vereyim. Dünyanın en iyi ikinci tenisçisi (uzun bir süre birinciydi) Rafael Nadal’dır. Genetik olarak sağ elini kullanıyorsa da, amcası Tony ona genç yaşta sol eliyle oynamayı öğretti. Solaklar çoğu sağ elli tenisçilere büyük zorluk oluyorlar ve kendilerine avantaj oluyor. Özenli çalışmayla, ‘Rafa’ zayıf olan sol elindeki raketle yeryüzündeki bütün tenisçileri yeniyor. Genetik eğilimini değiştirmiş mi oldu? Evet.

Evlerinde sorun yaşadıklarını reddeden ebeveynlerin olumsuz yorumları bir yana, 20 yıllık eğitim deneyimimle söyleyebilirim ki öğrencim olan çocukların %5’inde aile ve çevresel faktörlerden bağımsız DEHB vardı. Buna semptomlar da, aile geçmişinde psikolog veya çocuk doktoru tarafından da teyit edilen dikkat sorunları da dâhil. Bir sonraki mantıklı soru: “Bu çocuğun oto-kontrol kazanmasını ve gelişmesini nasıl sağlarız?”

Şu anki cevap, ailenin kontrolünden çıkıp ilaç tedavisine yönelmektir. Bazen terapist de dâhil olabilir, fakat tanı konulanların çoğunluğunun azınlık çocukları ve düşük gelirli ailelerden olduğunu düşünürsek, o ekonomik şartlarla terapist bu denklemin bir parçası olmuyor.

Ebeveynler, DEHB’nin genetik olduklarına inandıkları için pek bir değişiklik olacağına inanmazlar. Başka bahaneler şöyledir:

  • “Yeteri kadar vaktim yok.”
  • “Ne yapacağımı bilmiyorum.”
  • “Zaten sürekli kavga ediyoruz. İlaç gibi yardım edecek bir şey lazım.
  • “Babası bir sorunu olmadığını düşünüyor. Tabii ama, ben oğlumuzla ödev yapmaya çalışırken o yanımızda değil.”

Oto-kontrolle mücadele eden bir çocukta kayda değer değişim olması için aile şüphesiz çok önemli bir etken. Britanya’da tedavinin ilk adımı olarak bu benimsenmiştir. İlaç tedavisine ancak geri kalan tüm yollar tükendiğinde başvuruluyor.

A.B.D.’de çocuğa ilaç tedavisine başlandı mı kısa-süreli gelişmeler görülür ve bu yüzden sorunun köküne inme isteği kaybolmuş olur.

“Bu çocuğun oto-kontrol kazanmasını ve gelişmesini nasıl sağlarız?” sorusunun cevabı:

  1. Her şeyden önce, nedenini arayın. Düzeltin. Gerekirse yardım alın.
  2. Arayışınızda nitelikli bir sağlıkçının değerlendirmesini almayı unutmayın. Ama DEHB değerlendirmesiyle başlamayın. Maslow der ki; “Eğer alet çantandaki tek alet bir çekiçse, bütün sorunların çiviye benzer.” Sağlıkçınıza, endişe duyduğunuz davranış sorunlarından bahsedin ve fiziksel sorunları, uyku sorunlarını, diet vs. gibi şeyleri elemek için tam check-up yaptırın.
  3. Farklı ekipmanlarla ve testlerle yapılacak bir değerlendirme için en az iki saatlik ziyaretler düzenleyin.
  4. İlk değerlendirmenin aile geçmişini, sosyal geçmişi ve çevresel stres faktörlerini detaylı bir şekilde içerdiğinden emin olun.
  5. İlk görüşmeye çocuk olmadan, sadece iki ebeveyn olarak de gitmek iyi bir fikir olabilir, çocuğa daha az stres olacaktır ve soruna daha iyi ışık tutulabilir.
  6. DEHB ile ilişkili çoğu sorunun düşünsel ve davranışsal olduğunu düşünürsek, bu sorunların eğitimle düzelip düzelmeyeceğini öğrenin.
  7. Eğer akademik veya sosyal bir ortamda zorlanıyorsa, daha büyük bir çocuğa ilaç tedavisi düşünülebilir. Britanyalıların önerdiği gibi, öncelik düşünsel ve davranışsal müdahalelere verilmeli. Okul tarafından derhal bir değişim beklendiği ve baskılandığı için bu genelde zordur. Bu baskının altında ezilmeyin.

Çocuğunuzun hayatından bahsediyoruz. Biliyoruz ki eğer sorunun köküne inmezsek, ilaç tedavisi ya kısa-süreli ya da sürekli düzenlemelerle yıllarca işe yarayacak, ama hiçbir şey öğretmeyecek. Unutmayın ki %60-70’i sorunlarını yetişkinliğe taşıyacak. Kötü bir şey olmasını mı bekleyelim? Akademik başarısızlık? Trafik kazası? Dürtüsel suç işlemek? Madde kullanımı? Önceden de dediğim gibi, DEHB tedavisinde şu an kullanılan yöntem işe yaramıyor ve son çıkan tanı kılavuzuyla birlikte tanı koyma yaşı 4’e kadar indi. Bir devrim gerçekleşmeli ve bunu sadece DEHB ile bağlantısı olanlar yapabilir. Çok endişeliyim.



  FACEBOOK YORUMLARI